DUYU ORGANLARI

DUYU ORGANLARI (GÖRSELLİ KONU ANLATIM PDF’SİNE VE KONU ANLATIM VİDEOSUNA SAYFA SONUNDAN ULAŞABİLİRSİNİZ)

*Dış çevreden gelen uyarıların algılanmasını sağlayan deri, göz, burun, dil ve kulağa duyu organları denir.

*Çevredeki varlıkların doku, renk, tat, koku gibi özellikleri duyu organlarıyla algılanır.

*Duyu organlarında duyu reseptörleri bulunur.

*Duyu reseptörleri ve duyu organları, canlının çevreye uyumunu kolaylaştırır.

*Dış çevreden gelen uyarıları alanlarına dış reseptör, iç çevreden gelen uyarıları alanlarına ise iç reseptör denir. Örneğin derideki çevre sıcaklığı değişimlerini algılayan reseptörler dış reseptördür. Vücut sıcaklığının sabit tutulması için hipotalamusta bulunan kanın sıcaklığını algılayan reseptör ise iç reseptördür.

*Reseptörler uyarıları alır. Alınan uyarılar sinir hücresine iletilir ve impulsa dönüşür. İmpulslar, nöronlarla beyinde ilgili merkezlere iletilir, anlamlandırılır ve tepki meydana getirilir.

*Duyu reseptörleri algıladıkları uyarı çeşidine göre; mekanoreseptör, ağrı reseptörü, termoreseptör, fotoreseptör ve kemoreseptör olmak üzere beşe ayrılır.

*Deride, kulakta ve dilde bulunan basınç, hareket, dokunma, ses gibi uyarılara karşı duyarlı olan reseptörlere mekano-reseptörler denir.

*Ağrı duyusunun algılanmasını sağlayan reseptörlere ağrı reseptörü denir.  Beyin dışında tüm vücudumuzda bulunur. *Sıcak, soğuk gibi ısı değişimlerine karşı duyarlı reseptörler termoreseptörlerdir.

*Işığa karşı duyarlı reseptörler fotoreseptörlerdir. Gözde ışığa karşı duyarlı fotoreseptörler, elektromanyetik reseptör çeşidine örnektir.

*İç ve dış çevredeki koku ve tadın oluşmasını sağlayan kimyasallara karşı duyarlı reseptörler kemoreseptörlerdir. İnsan beyninde yer alan susuzluk hissinin oluşmasında görevli ozmoreseptörler iç kemoreseptörlerdir.

GÖZ

*Göz, görmeyi sağlayan duyu organıdır.

*Göz küresi ve yardımcı yapılardan meydana gelir.

* Göz küresi; dıştan içe doğru sert tabaka, damar tabaka ve ağ tabaka olmak üzere üç tabakadan oluşur.

Sert tabaka (sklera):

*En dıştaki tabakadır.

*Bağ dokudan oluşur.

*Gözü dış etkilere karşı korur.

*Göz küresinin şeklini oluşturur.

*Göz kaslarının bir ucu bu tabakaya tutunarak göz küresini hareket ettirir.

*Gözün beyaz kısmıdır, bu nedenle bu kısma göz akı da denir.

*Kan damarı içermez.

*Bu tabaka gözün ön tarafında saydamlaşır, şişkinleşir, ışığı kıran korneayı (saydam tabaka) oluşturur.

*Kornea göze gelen ışığın ilk kırıldığı yerdir. Kırılan ışığın göz merceğine ulaşmasını sağlar.

Damar tabaka (koroid):

*Sert tabaka ile ağ tabaka arasında yer alır.

*Gözü besleyen kan damarları bu tabakada bulunur.

*Damar tabaka gözün ön tarafında renkli iris tabakasını oluşturur. Düz kaslardan oluşan ve göz bebeğinin büyüklüğünü ayarlayan pigmentli perdeye iris denir.

*İristeki melanin pigmentinin miktarı ve dağılımı gözün rengini belirler.

*Göze ışığın girmesini sağlayan açıklığa göz bebeği denir. Göz bebeği, göze gelen ışığın ayarlanmasını sağlar. Loş ışıkta genişleyip parlak ışıkta daralması göz bebeği refleksi olarak adlandırılır.

*İrisin arkasında göz merceği bulunur. Bu mercek ince kenarlı mercek yapısındadır. Göze gelen ışığı ikinci kez kırarak ağ tabakada bir noktada toplanmasını sağlar.

*Damar tabaka iris etrafında kalınlaşarak kirpiksi cisim denen bir yapıyı oluşturur.

*Kirpiksi cisimde düz kaslar bulunur. Mercek, asıcı bağlar ile kirpiksi cisme bağlanır. Burada bulunan kaslar kasılıp gevşeyerek göz merceğinin kalınlığını ayarlar.

*Yakındaki bir cisme bakıldığında kirpiksi cisimdeki düz kaslar kasılır, asıcı bağlar gevşer, mercek kalınlaşırak küre biçimini alır, göz bebeği küçülür.

*Uzaktaki bir cisme bakıldığında kirpiksi cisimdeki düz kaslar gevşer, asıcı bağlar kasılır, mercek incelerek yassılaşır, göz bebeği büyür.

*Uzaktaki ya da yakındaki cisimlerin görüntüsünün retina üzerine düşürülmesi için göz merceğinin kalınlığının ayarlanmasına göz uyumu denir.

*Gözde saydam tabaka ile iris arasındaki boşluğa ön oda, iris ile göz merceği arasındaki boşluğa ise arka oda denir. Her iki odanın içi de kirpiksi cisim tarafından salgılanan sıvıyla doludur. Bu sıvı göze şekil verdiği gibi saydam tabakanın ve merceğin beslenmesini de sağlar.

*Mercek ile ağ tabaka arasındaki boşluğa karanlık oda denir. Bu boşluk camsı cisim denen bir sıvıyla doludur, gözün şeklinin sabit kalmasını sağlar.

*Ön ve arka oda içindeki sıvının dengesinin bozulması ile sıvı basıncı artabilir. Bu duruma göz tansiyonu denir.

 

 

 

 

Ağ tabaka (retina):

*Fotoreseptörler ve görme sinirlerinin bulunduğu tabakadır.

*Retinada bulunan fotoreseptörler koni ve çubuk hücreleri olmak üzere iki çeşittir.

*Koni reseptörleri, parlak ışıkta renkli ve ayrıntılı görmeyi sağlar. Mavi, yeşil ve kırmızı ışığı algılayan üç çeşit koni reseptör bulunur. Bu reseptörlerden birkaçı birlikte çalıştığında diğer renkler algılanır.

*Koni hücrelerinden sorumlu genlerde meydana gelen bozukluklar sonucu koni hücrelerinden biri ya da birkaçının bulunmamasına renk körlüğü (daltonizm) denir. Koni hücrelerinin hiç bulunmamasına tam renk körlüğü denir. Renk körlüğü X kromozomunda çekinik bir genle taşınan kalıtsal bir hastalıktır.

*Çubuk hücreleri, renklere karşı duyarlı olmayıp ışığa karşı duyarlı olan fotoreseptörlerdir.

*Çubuk hücreleri, cisimleri siyah beyaz görmeyi ve cisimlerin kaba taslak algılanmasını sağlar.

*Çubuk reseptörler az ışıkta bile çalıştığından geceleri görmemizi sağlar.

*Ürettiği rodopsin pigmenti (görme pigmenti) az ışıkta cismin şeklinin algılanmasını sağlar. Rodopsin karanlıkta üretilip ışıkta yıkılan bir moleküldür. Karanlıktan aydınlığa aniden çıkıldığında gözün aydınlığa alışması için geçen süreye göz kamaşması denir. Rodopsin A vitamini eksikliğinde üretilemez. Böylece gece körlüğü (az ışıkta görememe) denen bir durum meydana gelir.

*Koni reseptörlerin yoğun olarak yer aldığı ve ışınların kırılarak retinada toplandığı bölgeye sarı nokta (sarı benek) denir. Koni reseptörleri sarı nokta merkezinde, çubuk reseptörleri ise sarı noktanın çevresinde daha yoğundur. Bu nedenle yan tarafından gözün önüne getirilen cismin önce şekli, sonra rengi algılanır.

*Optik sinir adı verilen görme sinirlerinin göz küresinden çıktığı noktada fotoreseptör bulunmadığı için görüntü algılanmaz. Bu noktaya kör nokta denir.

*Retinada koni ve çubuk hücreler ile impuls oluşumunda görevli nöronlar ve gangliyon hücreleri bulunur.

*Gangliyon hücrelerinin aksonları birleşerek optik siniri oluşturur. Her iki gözden gelen optik sinirlerin birleştiği beyin kabuğundaki bölgeye optik kiyazma denir.

*Göze gelen ışınlar ilk olarak korneada kırılır. Göz bebeğinden geçerek göz merceğine gelir. Burada ikinci kez kırılan ışık retina üzerinde sarı beneğe düşer.

*Göz merceğinden dolayı görüntü retinada ters olarak meydana gelir.

*Fotoreseptörler, gelen ışığın etkisiyle uyarılır, impuls oluşturur.

*İmpuls, görme sinirleriyle önce talamusa sonra beyin kabuğundaki görme merkezine iletilir, orada değerlendirilir. *Görüntü düz, renkli ve net olarak algılanır.

*Optik kiyazmada optik sinirler, her iki gözün sol görme alanındaki görüntülerin impulslarını sağ optik loba; sağ görme alanındaki görüntülerin impulslarını sol optik loba iletir .

Göze gelen ışınlar ile gözden çıkan sinirlerin izlediği yol şöyledir

Göze Yardımcı Yapılar

*Kaşlar, kirpikler, göz kapakları, göz kasları ve gözyaşı bezleri, göze yardımcı yapılardır.

*Kaşlar ve kirpikler, yabancı maddelere ve güneş ışığına karşı koruma sağlarken göz kapakları, mekanik etkilerden gözü korur.

*Gözyaşı bezleri ve gözyaşı, gözü nemlendirir. İçerdiği lizozim enzimiyle mikroorganizmalara karşı gözü korur.

*Gözün hareketi göz kasları sayesinde gerçekleşir.

 

 

 

 

Göz Kusurları

*Göz merceğinde ya da göz küresinde doğuştan var olan ya da sonradan meydana gelen bozulmalar göz kusurlarına neden olur.

*Miyopi, hipermetropi, astigmatizm, presbitlik, şaşılık ve katarakt bunlardan bazılarıdır.

Miyopi:

*Göz yuvarlağının önden arkaya doğru çapının normalden daha uzun olması ya da göz merceğinin normalden şişkin olmasından kaynaklanır.

*Görüntü, retinanın önüne düştüğünden yakın iyi görülür, uzak ise iyi görülemez.

*Bu kusur, kalın kenarlı (iç bükey) mercekle düzeltilir.

 

 

 

Hipermetropi:

*Göz yuvarlağının önden arkaya doğru olan çapının normalden kısa olması ya da göz merceğinin normalden ince olmasıyla oluşur.

*Görüntü, retinanın arkasına düştüğünden uzak iyi görülürken yakın iyi görülemez.

*Bu göz kusuru, ince kenarlı (dış bükey) mercekle düzeltilir.

Astigmatizm:

*Göz merceği ya da korneada oluşan pürüzlü yüzeylerden dolayı ışınlar retinada birden fazla yerde odaklanır.

*Bu nedenle astigmatlı kişiler, hem uzağı hem de yakını bulanık görürler.

*Bu göz kusuru silindirik mercekle düzeltilir.

 

 

 

Presbitlik:

*Yaşa bağlı olarak göz merceğinin esnekliğini kaybetmesi ve gözün uyum yeteneğinin azalmasıyla ortaya çıkar.

*Kişiler artık yakını iyi göremezler.

*Bu göz kusuru ince kenarlı mercekle düzeltilir.

 

 

 

Şaşılık:

*Göz kaslarının uyumlu kasılmamasından dolayı gözlerin farklı yönde hareket etmesiyle oluşur.

*Şaşılık ameliyatla düzeltilir.

Katarakt:

*Göz merceğinin saydamlığının kaybolmasıdır.

*Orta yaş üzeri bireylerde bulanık görmeye sebep olan bir kusurdur.

*Bu kusur ameliyatla düzeltilir.

 

 

BURUN

*Burun, koku alma ve dış solunum organıdır.

*Burun boşluğunun üst kısmında sağda ve solda koku reseptörlerinin bulunduğu bölgeye sarı bölge (koku alanı) denir. *Koku reseptörleri uç kısmında siller bulundurur. Bu hücreler, kemoreseptör görevi yapan sinir hücreleridir.

*Siller, burun boşluğunu kaplayan mukus içine uzanır. Aksonları beyindeki koku soğanına kadar uzanır, koku sinirleriyle sinaps yapar.

*Bir koku etrafa yayıldığında reseptörler mukusta çözünmüş koku molekülleriyle uyarılır. Uyarılar, impulsa dönüşerek önce koku soğancığına uğrar, oradan da talamusa uğramadan beyin kabuğundaki koku merkezine iletilir ve koku algılanır.

*Koku reseptörleri aynı kokuya uzun süre maruz kaldığında impuls üretimini azaltır ve impulsu durdurur, koku bir süre sonra hissedilmez. Koku reseptörleri çabuk yorulur. Ancak farklı bir koku yayıldığında yeni koku hissedilir.

*Burun boşluğunu kaplayan mukus, ortamın nemli kalmasını sağlar. Ortamdaki mukus miktarının değişmesi koku duyusunun azalmasına sebep olur. Nezle ya da gripken yiyeceklerin kokusunun hissedilmemesinin sebebi budur.

*Burun boşluğunda yüzeye yakın olarak bulunan kılcal damarlar, havanın ısınmasını; burnun içindeki kıllar, alınan havanın filtre edilmesini sağlar.

 

 

KULAK

Kulak

İşitme ve denge organıdır.

*Dış kulak, orta kulak, iç kulak olmak üzere üç kısımdan oluşur.

Dış kulak:

*Kulak kepçesinden kulak zarına kadar olan kısımdır.

*Kulak kepçesi kıkırdaktan, kulak zarı bağ dokudan oluşur.

*Kulak kepçesi ile kulak zarı arasında kalan bölüm kulak yolu olarak adlandırılır.

*Kulak kepçesi ve kulak yolu ses dalgalarını toplar ve kulak zarına iletir.

*Kulak yolu, kulağa giren toz ve yabancı maddeleri tutan bir sıvıyla kaplıdır.

*Kulak zarı, ses dalgalarını titreşim hâline dönüştürerek orta kulaktaki kemiklere iletir.

Orta kulak:

*Çekiç, örs, üzengi kemiklerinin bulunduğu bölümdür.

*Bu kemikler, vücudun en küçük kemikleridir.

*Orta kulak, kulak zarıyla dış kulaktan; oval pencereyle iç kulaktan ayrılır.

*Orta kulak, östaki borusuyla yutağa bağlanır. Bu yapı kulak zarının her iki tarafındaki hava basıncını ayarlar. Östaki borusunun yutağa açılan bölümünde sürekli kapalı bulunan bir kapak bulunur. Yükseklik değişimleri kulakta basınç değişikliklerine yol açar. Esneme, yutkunma gibi olaylarla bu kapak açılır. Atmosfer basıncıyla orta kulaktaki hava basıncı dengelenir ve kulak zarının yırtılması önlenir. Ağız ve yutaktaki bakteriler östaki borusunu geçerek orta kulağa ulaşabilir. Bu duruma orta kulak iltihabı denir.

İç kulak:

*İçi sıvı dolu kanallardan meydana gelir.

*Bu kanallar; salyangoz (kohlea), tulumcuk, kesecik ve yarım daire kanallarıdır.

*Salyangoz, işitmenin gerçekleştiği bölümdür.

*Tulumcuk, kesecik ve yarım daire kanalları dengeden sorumlu bölümdür.

*Salyangoz, şekil bakımından salyangozun kabuğuna benzeyen helezon şeklinde kıvrılmış kanallardan oluşan bir bölümdür. Üstte vestibular kanaldan, altta timpanik kanaldan ve bunları birbirinden ayıran kohlear kanaldan oluşur. Her üç kanalın içi de sıvı doludur. Vestibular ve timpanik kanal, perilenf sıvısıyla; kohlear kanal, endolenf sıvısıyla doludur.

*Vestibular kanal, oval pencereye; timpanik kanal, yuvarlak pencereye açılır.

*Kohlear kanalın tabanındaki temel zar (bazillar zar) üzerinde Corti (Korti) organı bulunur.

*Sese karşı duyarlı reseptörler (mekanoreseptör) buradadır.

*İşitme reseptörlerinin (tüy hücreleri) uçları çatı zarı (tektorial zar) denen başka bir zarla bağlantılıdır.

 

İşitme olayı:

*İnsan kulağı, 20-20 000 Hertz arasındaki sesleri duyabilmektedir.

*İşitme olayı, ses dalgalarının kanallarda sıvı dalgalarına, reseptörler ve duyu sinirleri aracılığıyla da elektriksel dalgalara dönüşmesi esasına dayanır.

*Kulak kepçesiyle toplanan ses dalgaları, kulak yolundan geçerek kulak zarına oradan çekiç, örs, üzengi kemiklerine ve oval pencereye ulaşır.

*Ses dalgaları, vestibular kanal içindeki sıvıda basınç dalgaları oluşturur. Bu dalgalar, timpanik kanalı geçerek yuvarlak pencereye çarpar ve yok olur. Bu durum, yeni gelen titreşimleri duyabilmek için iç kulağı yeniden hazır hâle getirir. *Vestibular kanaldaki basınç dalgaları, kohlear kanalı ve temel zarı aşağı doğru iterek onların titreşmesini sağlar. Bu hareket, reseptörlerin çatı zara sürtünmesine ve eğilmesine yol açar. Bu durum, reseptörlerde impuls oluşmasını sağlar. *Duyu sinirleri; oluşan impulsları alır, önce talamusa sonra beyin kabuğunda işitme merkezine iletir.

*İşitme merkezine gelen impulslar ses olarak algılanır.

 

 

 

Denge:

*Vücut ve baş, birlikte döndürüldüğünde iç kulaktaki yarım daire kanalları ve bu kanalların içindeki endolenf sıvısı birlikte hareket eder. Endolenf sıvısının hareketi, yarım daire kanallarındaki “ampulla” denen kısma yerleşmiş reseptörleri titreştirir. Bu değişiklik, duyu sinirlerinde impuls oluşturur. Oluşan impulslar; beyin ve beyinciğe iletilir, vücut pozisyonu ayarlanarak denge sağlanır.

*Oval pencerenin gerisinde dalız adı verilen yapı bulunur. Dalız, tulumcuk ve kesecik olmak üzere iki odacık içerir. Bu odacıklar bireyin yerçekimine ya da doğrusal harekete göre konum almasında görev alır. Odacıklar içinde jelatinimsi bir madde ve bu madde içine uzanan kıllı hücre tabakasına sahiptir. Jel içerisine gömülü kalsiyum karbonattan oluşmuş küçük tanecikler bulunur. Bu küçük taneciklere otolit denir. Otolitler dengeden sorumludur. Kesecik ve tulumcuk vücudun konumu ya da doğrusal hareketi hakkında beyne bilgi verir.

Cici Bilgi: Bir süre kendi etrafında dönüp aniden hareketsiz kalındığında hâla dönüyormuş gibi hissedilmesinin sebebi yarım daire kanallarındaki endolenf sıvısının hareketine devam etmesidir. Sıvı hareket ettikçe reseptörler impuls oluşturmaya devam eder.

DİL

*Dil, tat alma duyusu organıdır.

*Dilde ve ağızda bulunan kemoreseptörler tat duyusunun algılanmasını sağlar. Bu reseptörler özelleşmiş epitel hücreleridir.

*Dil üzerinde papilla denilen çıkıntılarda tat tomurcukları yer alır. Papillada tat tomurcukları, reseptörlerin yerleştiği yapıdır.

* Dildeki tat reseptörlerinin her biri tatlı, tuzlu, acı, ekşi, umami tatlarına karşı duyarlıdır.

*Dilin her bölgesinden tat alınabilir.

*Koku duyusunda olduğu gibi tat duyusunun algılanabilmesi için moleküllerin bir sıvı içinde çözünmesi gerekir.

*Bir maddenin tadının alınabilmesi için önce o maddenin ağzın içini kaplayan mukus (tükürük) içinde çözünmesi gereklidir.

*Çözünen madde tat reseptörlerini uyarır, impuls meydana gelir. Oluşan impulslar duyu sinirleriyle önce talamusa ardından da beyin kabuğundaki tat alma merkezine ulaştırılır ve maddenin tadı algılanır.

*Bir maddenin tadının algılanmasında kokusu, sıcaklığı, görünümü ve çiğneme süresi etkili olur.

*Tat ve koku duyusunun beyne giderken izlediği yol farklı olmasına karşın bu iki duyu birbirini destekler. Bu durum kokusu alınan yiyeceklerin tatlarının daha iyi algılanmasını sağlar.

 

 

 

 

DERİ

*Deri, dokunma duyusu organıdır. Yapısında epitel doku ve bağ doku olmak üzere iki çeşit doku bulunur.

Epitel Doku:

*Vücudun dışını kaplayan, vücut içindeki boşlukları ve organları çevreleyen dokuya epitel doku denir.

*Epitel dokunun hücreleri birbiriyle bağlantılıdır ve hücreleri arasında kan damarı ve sinirler bulunmaz.

*Epitel doku mekanik yaralanmalara karşı vücudu korur.

*Hastalık yapıcı etkenlere ve sıvı kaybına karşı engel oluşturur.

*Salgı yapmak, duyuları almak ve besinlerin emilimini sağlamak gibi farklı görevleri de vardır.

*Görevlerine göre epitel doku; duyu epiteli, salgı epiteli ve örtü epiteli olmak üzere üçe ayrılır.

*Duyu epiteli duyu organlarında bulunur ve dış ortamdan alınan uyarıları alır, duyu sinirlerine iletir.

*Salgı epiteli salgı yapma işlevini üstlenmiştir ve bu epitele bez epiteli de denir.

*Örtü epiteli ise tek katlı ve çok katlı epitel olarak kendi arasında ikiye ayrılır. Tek katlı epitelin yassı, kübik ve silindirik tipleri vardır. Tek katlı yassı epitel kılcal kan damarlarında, kübik epitel böbrek tübüllerinde, silindirik epitel ise bağırsakların iç yüzeyinde bulunur. Çok katlı epitelde ise hücreler üst üste sıralanmıştır. Çok katlı epitel doku kendini hızla yenileyebilen bir dokudur. Tabandaki hücreler bölünerek çoğalır ve yüzeye doğru çıkar. Yüzeydeki yıpranmış hücrelerin yerini alır. Çok katlı epitel doku vücudu örten deride, ağızda, anüste ve mesanede bulunur. Deride bulunan çok katlı epitel dokuya epidermis denir.

 

 

 

 

 

 

Üst deri (epidermis):

*Çok katlı yassı epitel hücrelerinden meydana gelir. Bu tabakada üstte kalan hücreler ölüdür ve keratin proteini içerir. Dış etkilere karşı deriyi koruyan bu bölüme korun tabakası denir. Korun tabakasından saç, tırnak gibi yapılar meydana gelir.

*Korun tabakasının altındaki hücreler canlıdır. Bu canlı hücrelerden oluşan tabakaya Malpighi tabakası denir. Üst deride melanosit hücreleri bulunur.

*Üst deri tabakasının kalınlığı vücudun her yerinde aynı değildir. Avuç içi, topuk gibi basınca maruz kalan bölgelerde üst deri daha kalındır.

Bağ doku:

*Hücre dışı matrikste seyrek hücre topluluklarından oluşan, birçok doku ve organı bir arada tutan, destekleyen dokuya bağ doku denir.

*Bağ doku hücreler arası maddesi bol olan dokudur.

*Kan damarlarından, bağ doku hücrelerinden ve liflerden oluşur.

*Bağ dokunun temel hücresi fibroblastlardır. Fibroblastlar, kollajen veya elastinden oluşan bağ doku liflerini oluşturur. Protein yapılı bu lifler kollajen, elastik ve retiküler lif olmak üzere üç çeşittir.

*Bağ doku; gevşek bağ doku, lifli bağ doku, kan doku, kemik doku, kıkırdak doku ve yağ doku olmak üzere çeşitlere ayrılır.

*Deride bulunan bağ doku çeşidi gevşek bağ dokudur. Gevşek bağ doku epitel dokuyu diğer dokulara bağlar. Bu dokunun hücreleri makrofajlar, mast hücreleri ve plazma hücreleridir. Makrofajlar vücuda giren yabancı partikülleri fagosite eder. Mast hücreleri kanın damar içinde pıhtılaşmasını engelleyen heparin ve kılcal damar geçirgenliğini sağlayan histamin salgılar. Plazma hücreleri ise vücuda antijen girdiğinde antikor oluşumunu sağlar.

 

Alt deri (dermis):

*Kan damarlarından, yağ ve ter bezlerinden, kıl köklerinden, serbest sinir uçlarından, duyu reseptörlerinden, kollajen ve elastik liflerden oluşur.

*Kan damarları derinin beslenmesinde görevlidir.

*Yağ bezleri derinin nemli kalmasını sağlar. Yağ bezleri tüm vücuda oranla yüzde, kafada ve alındaki deride daha fazladır. Ayak tabanı ve el ayasında yağ bezi bulunmaz. Derinin yumuşaklığını da sağlayan yağ bezleri kıl kökleriyle bağlantılıdır.

*Ter bezleri, terlemeyle vücut sıcaklığının ayarlanmasını sağlar. Hemen hemen tüm vücut yüzeyinde bulunur.

*Ağrı reseptörü olarak görev yapan serbest sinir uçları dokunmaya, aşırı sıcağa ve iltihaplanmaya karşı duyarlıdır.

*Derideki mekanoreseptörlerden Meissner (meysner) cisimcikleri ve Merkel diskleri dokunmada görevlidir. Bunlar parmak uçlarında ve dudaklarda daha yoğundur.

*Kıl kökü ve kıllar harekete karşı duyarlıdır.

*Termoreseptörlerden Krause (kırause) cisimciği soğuğu, Ruffini (rııfni) cisimciği ise sıcağı algılar.

*Basınca duyarlı reseptörler olan Pacini (paçini) cisimciği ayak tabanında daha yoğundur.

*Kollajen ve elastik lifler ise derinin sağlam ve elastik bir yapıya sahip olmasını sağlar.

*Deri organizmayı ultraviyole ışınlarına, kimyasal maddelere ve fiziksel etkilere karşı korur. Dokunma duyusunun algılanmasını sağlar. Mikroorganizmaların vücuda girmesini önleyerek vücut savunmasında görev alır. Terlemeyle zararlı maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasını ve boşaltımı sağlar. Vücut sıcaklığının sabit tutulmasında yapısında bulunan kan damarları, ter bezleri ve yağ bezleri etkindir.

 

SİNİR SİSTEMİ HASTALIKLARI

Multipl Skleroz (MS hastalığı)

*Akyuvar hücrelerinin merkezî sinir sisteminde sinir hücrelerinin miyelin kılıflarını yabancı madde olarak algılamasıyla sinir hücrelerinin miyelin kılıflarında hasar oluşur.

*Hasar gören bu bölgelere plak (skleroz) adı verilir. Plak oluşumu, sinirlerin beyinden giden ve beyne gelen elektrik sinyallerini iletme özelliğinin kaybolmasına neden olur.

*Hastalığın belirtileri kişiye özgüdür. Uyuşukluk, karıncalanma, güç kaybı, kas sertliği, çift görme, kısa süreli hafıza kaybı gibi belirtiler görülebilir.

*MS hastalığının tam nedeni bilinmemekle birlikte hastalığa çevresel faktörlerin, kalıtım ve alerjik reaksiyonların sebep olduğu düşünülmektedir.

*20-50 yaş arasında bu hastalık daha sık görülür. Erken teşhis, MS hastalığının tedavisinde önemlidir.

Alzheimer

*Çeşitli sebeplerle asetilkolin adlı nörotransmitter madde beyinde azalır.

*Hafıza faaliyetleri bozulur. Beynin bellekle ilgili yapılarında konuşma, anlama, plan yapma gibi beceriler giderek bozulur. Hastalar, zamanı ve mekânı tespit etmekte zorlanır. Aile bireylerini ve adreslerini hatırlayamazlar.

*Bu tür hastalarda sinir nöbetleri görülür. Bu hastalığa kalıtsal faktörler, beyinde proteinlerin birikimi, beyin hücrelerinin yaşa bağlı ölümü, kimyasal maddelere maruz kalma, yoğun stres ve depresyon gibi faktörler sebep olmaktadır.

*Tedavide erken teşhis, hastalığın seyrini olumlu etkiler. Hastalığa yakalanmamak için sağlıklı beslenmeye, düzenli egzersiz yapmaya önem verilmeli, stresten ve bağımlılık yapıcı maddelerden uzak durulmalıdır.

 

Parkinson

*Alzheimer hastalığından sonra yetişkinlerde en sık görülen sinir sistemi rahatsızlığıdır.

*Sinir hücrelerinde oluşan tahribat sonucu dopamin maddesinin beyin sapındaki hücrelerde azalmasıyla ortaya çıkan bir hastalıktır.

*Hareketlerde yavaşlama, denge kaybı, titreme, eklemlerde katılık, motor nöron faaliyetlerinde bozulma, konuşma güçlüğü, yüz mimiklerinde azalma gibi belirtiler görülür.

*Son yıllarda yapılan çalışmalar doğa yürüyüşleri gibi fiziksel aktivitelerin ve temiz havanın beyinde yeni sinir ağı oluşturduğunu ve kan akışında değişiklikler yaptığını ortaya koymuştur.

*Bu durum Parkinson hastalığının etkilerini azaltmaktadır. Parkinson genellikle yaşlı bireylerde ortaya çıkmaktadır.

Epilepsi (Sara)

*Beynin normal elektriksel aktivitesinin bozulması sonucu oluşan bir hastalıktır.

*Sara nöbeti geçiren hastada geçici bilinç kaybı, titreme, ağızda köpük oluşumu gibi belirtiler meydana gelebilir.

*Beyin tümörü, merkezî sinir sistemi enfeksiyonları, beyin dokusunda ve damarlarda oluşan gelişim bozuklukları ve genetik nedenler epilepsiye sebep olabilir.

*16 yaş altı çocuklarda ve 65 yaş üstü yetişkinlerde görülme sıklığı yüksek olan, tedavi edilebilen bir hastalıktır.

*MR, tomografi, EEG gibi beyin görüntüleme cihazları sinir sistemi hastalıklarını teşhis etmek için kullanılır. Beyne takılan beyin pilleriyle hastalık belirtileri kontrol altına alınabilir.

Depresyon

*Depresyon duygusal, zihinsel ve bedensel bazı belirtilerle kendisini gösteren ciddi ama tedavi edilebilir bir ruhsal rahatsızlıktır.

*En belirgin özelliği uykuda, iştahta ve enerjide azalma görülmesidir.

*Depresyondaki kişi duygusal açıdan mutsuz, karamsar ve ümitsizdir. Eskiden severek yaptığı şeylerden keyif almaz, kendini hüzünlü ve yalnız hisseder. Kendisine ve çevresine ilgisi azalır. İç sıkıntısı, huzursuzluk gibi duygular ön plana çıkar. Bu duygular aylarca sürebilir ve bu durum kişinin zihinsel faaliyetlerini, genel sağlığını olumsuz etkileyebilir.

*Depresyondan kurtulmak için yapılacak ilk şey günlük faaliyetleri artırmaktır.

*Zamanı daha iyi kullanabilmek için yapılacak işleri planlamak yararlı olacaktır. Olumsuz düşünmek yerine hayatın olumlu yönlerine odaklanmak kişiyi depresyona karşı koruyabilir.

*Depresyon, mevcut tedavilerin en etkili olduğu sinir sistemi rahatsızlığıdır. Bu nedenle depresyondaki bireylerin profesyonel destek almaları da önemlidir.

 

 

 

 

 

 

 

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.